İzmir’in hali


Üç ay hiç televizyon seyretmedikten sonra elime kumandayı alıp, biraz zapladım. Bazen içimdeki mazoşisti bastıramadığımda terapi niyetine iyi geliyor. Nihayet Kanal 24 sıkıntımı aldı.

Nazlı Ilıcak’ın stajyeri Nagehan Alçı’yla, Mehmet Barlas’ın stajyeri Ahmet Kekeç program yapıyorlarmış. Aylar evvel de denk gelmiştim. Programın ismini unutmamaya çalıştıysam da … :-\

İsmi lazım değil zaten.

Ne olacakmış bu İzmir’in hali.? “Ne kadağ bakımsız, kaldırımları ne kadağ sergüzeşt hallerde”ymiş. Hele Nagehan hanımın dili varmıyor söylemeye ama sonra söylemeden de olmaz hesabı bırakıveriyor, “ne kadağ piiiss…”

Ahmet Kekeç ekliyor. İdeolojik tabi… -İdeolojik -ideolojik.. İkisi birden kafa sallıyor, “ideolojik”

Kendi kurdukları tiyatral mahkemede, kendi yaptıkları analizin muhteşem olduğuna hem fikir devam ediyorlar.. Peki ne yapacak bu İzmirliler böyle, bu ideolojiyle?

Doğrudur belki de. Yılmaz Özdil isimli nefret enjektörü de sürekli İzmir’i andığından ve sahiplendiğinden, (-nitekim son olarak da Göztepe’li olduğunu açıklamış), bize sahibimizi seçme özgürlüğü vermiş oluyorlar. Demokrasi deniyor buna… Özdil’e kalsa İzmirli şehitlerine sahip çıkıyor. Vatansever İzmir çünkü, İzmir yemez…

Bir zamanlar Erdoğan; “taraf olmayan bertaraf olur” dediğinde meğer başka bir şeyi ifade ediyormuş. Bu memlekette ya AkP’li olunacakmış ya da Chp’li… Hangisi olursan ol ama ikisinden biri ol!

Biri atıyor topu, biri paslıyor, biri şut! Memleketin politikası bu oldu…

Bu tiyatroya aldanıldığı doğrudur ama İzmir’i İzmir yapan bence bilinçli toplumun aslında sürdürülebilir, yavaş ve yaşanabilir kent politikasını arzulamasında gizlidir.

CHP’li değilim ama umarım Aziz Kocaoğlu Chp’nin genel başkanı olur. Bundan Chp yararı için değil, Türkiye siyasetinin çıtasının azıcık değişebilmesi için bahsediyorum. Nitekim Erdoğan sağ çizginin İstanbul belediye başkanlığından, başbakanlığa giden yolunu oluşturduysa, Chp’nin de İzmir belediyesinden yükselen başkanıyla muhalefet etmesi anlamlı gelir bana. Ayrıca Ahmet Priştina gibi Dsp’den gelen bir isim olduğunu ve aldığı oy oranının genel seçimlerdeki Chp oranının neredeyse iki katı olduğunu da hatırlatmak gerekir. Kocaoğlu şuan Chp’de olsa da, Türkiye’deki Chp ve Chp algısından çok daha farklı işlere imza atıyor. Atmak zorunda kalıyor. Kalkınma partisine muhalif bir belediyecilik geliştirmeye çalışıyor ve sürdürülebilir yeşil politikalara yönelmesi mecburi. Otobüse değil, raylı sisteme yönelmek durumunda, bisiklet yollarını düşünmeli. Belki o sebeple Türkiye’de kalkınma karşıtı tek muhalefet, bilinçli İzmir’de, yaşanabilirliğe önem verilerek gelişiyor. Daha da güzeli; Kocaoğlu medyada çok büyütülmesine karşın, etnik tartışmalara hiç girmiyor, “İzmirlilik” kültürü üzerinden yürüyor, İzmir’in kendi halince bir kültür olduğu tıpkı Floransa, Paris ya da Barcelona gibi kendine has bir görgüsü olduğunu vurguluyor.

Geçenlerde Yeşildere yolundan geçerken meşhur Kadifekale’nin arkasında kalan gecekonduların kalkmış olduğunu gördüğümde taksi şoförüne şaşkınlığımdan bahsettim. O da nefrete bulanmış bir dille “kurtulduk”larından bahsetti. Böyle söylendiğinde kızamıyorum çünkü televizyon, nefret içermeyen herhangi bir düşünce göstermiyor. Ben de mağdur edilmedikten sonra gecekonduların kaldırılmasının yararlı olduğundan dem vurdum. O da insanlaşıp biraz daha açtı. Sonuçta tutarlı bir kentsel dönüşüm politikasının uygulanmış olduğuna kanaat getirdik. Nitekim bu konuda bir şikayet veya eylem haberi duymadım. Belki benim eksikliğimdir ama sanırsam kalkınmacı AkP paradigmasına karşıt bir muhalefet mecburiyeti, bir meyve daha vermişti. Kadifekale’nin İzmir’in en güzel manzarası olduğundan bahsettik ve yeni kentsel dönüşüm ardından oraya dikilecek hoteller ve bilumum alanların topluma muhakkak kapalı olacağını söyledik, gülüştük…

Programda bir Nagehan hanım söylüyor Ahmet bey kafa sallıyor, bir Ahmet bey söylüyor Nagehan hanım kafa sallıyor. Neymiş o Kordon’un hali? Bomboş bir parkmış…

Biz hatırlarız Nagehan hanım, 94-5 yıllarında Konak meydanına Galleria kurulmak istendiğinde yıllar süren çabalar sonunda anca kurtulabildik. O verilen tepkiler sayesinde şehir merkezinde AVM’ye izin hiç çıkmadı. Şimdi ise Konak çok güzel merak etmeyin. Sakin, geniş, rahat.. Hanımefendi peyzajını beğenmemiş, bence peyzajı da güzel. Sokak sergileri için oluşturulmuş alanlar var mesela, her ne kadar pek değerlendirilemese de. Olsun peşkeş çekilmedi, hala herkesin kullanımına açık. İlerde Konak’ta sokak sergileri açılması için bir engel yok.

Doğrudur, İzmir Körfezi’nin üç tarafı da dolduruldu. Tam da 70-80 li yılların açgözlü sermaye politikaları sebebiyle içinden çıkılmaz bir hal alan İzmir’i kurtarabilecek bir plan olarak yıllarca tartışıldı. Sonunda yapıldı, trafiği çözdü, ranta dönüşmesine izin verilmedi. Yine aynı şekilde kontrolsüz sanayi politikalarıyla çamura dönen körfez, büyük kanal projesiyle rahatladı. İzmir şimdilerde ise rahat ve yaşanabilir bir kente dönüştü.

Bence o yıllardaki politikalar İzmirlide belediye hizmeti konularında bir bilinç yarattı. O sebeple Akp’nin İstanbul’daki lale, Ankara’daki fıskiye politikaları İzmir’de işlemiyor.

Örneğin İzmirli demir yolu politikasında ısrarlı, Türkiye’deki en işlevsel metro İzmir’de. Belediye hizmeti yok deniyor ama 80’kmlik raylı sistem hizmete girdi ve İzmir bir uçtan bir uca tıkır tıkır gidilen bir yere dönüştü. Şimdi son kısım tamamlanmak üzere ve açılmasını dört gözle beklediğimiz metro da tamamlandığında yapılmış olan iş, haritada kendisini gösteriyor olacak.

Nagehan hanım Çeşme’den dem vuruyor. Havaalanından Çeşme’ye doğrudan ulaşım yokmuş… Hani ulaştırma bakanı Binali Yıldırım İzmir için aynı projeden bahsetti ya, büyük olasılık başkanına göz kırpıyor. “Bak, bahsettim” diyor.  ;)

Ben de Seferihisar’ı hatırlatırım. Türkiyenin ilk yavaş şehir (slow city) konseptinin yaşatıldığı ve markalaşıp öncülük ettiği ilçesi. Burada benim tanıdığım insanlar samimiyetle karşılıyorlar. Zaten İzmir burası…

Aslında İzmir’in kaderinde;

Avrupa’daki gibi, Türkiye’nin ilk “tembellik hakkı”ndan bahseden,

Akdeniz ülkelerindeki gibi, öğlenleri “fiesta hakkı”ndan bahseden,

her halukarda şiddet karşıtı, muhabbetten yana, vicdani redci,

3000 yıl evvel aynı gün batımını izlemiş dünyanın gelmiş geçmiş en büyük şairi Milet’li Homeros’un öğretisinde olduğu gibi veya Halikarnas Balıkçısı’nın, Can Yücel’in,

“devlet benim neyime! Ben eşime, dostuma, aileme bakarım kardeşim”

diyen ve bunu ister dini ister milli olsun, tüm faşist-hiyerarşik kafalara karşı utanmadan söyleyebileceklerin şehri olması,

sıkıştırıldığı Hacivat-Karagöz politik tiyatral perspektiften çıkıp,

– öncülük etmesi gerekiyor ya,

bakalım ne zaman?

******

Bu yazı 07.12.2011 tarihinde Yeşil Gazete’de yayımlanmıştır.

Reklamlar
Bu yazı Yeşil Politika içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s