Tayyip, Kaddafi mübarek


İlk olarak fısıltılarla başladı. AkP iktidarının yarbaylarının ağzından belli belirsiz duymaya başladık. Bir hafta içinde tv’de reklamları çıkmaya başladı. Ardından kapalı bir salonda, görkemli bir giriş yapıldı ve 2023 rakamları bilimkurgu olmaktan çıkıp bir kaç gün içinde normalleşti. Toplam süreç 3 haftayı buldu. 2023 rakamları çılgın projeyle takdis edildi. Medya bu vizyonu alkışlayan entelektüellerle dolu. Chp’nin de bu vizyondan nasiplenme çabaları olduğunu duydum. Artık herkes, tv ve medyada Türkiye’nin uzak geleceğini konuşuyor. Toplumun da farklı olduğunu sanmıyorum. Zaten toplum, tv’de ne varsa onu konuşuyor. Oldu olacak seçim vaatleri kalksın, 20 yıllık yöneticileri tek seçimle belirleyelim!

Antropologlar iyi bilirler. Bir kültürün kulaktan dolma bilgilerle örülmüş dışarıdan görüntüsü ile içinde yaşamak arasında derin farklar vardır. Çoğunlukla dışarıdan alınan bilgiler bazı etiketlemelerin ürünü olabileceği gibi, kültürleri içeriden yaşayarak deneyimlemek de büyük resmi vermeyebilir. Yine de her halukarda kuramsal bilginiz çok önemlidir. Yoksa her iki kavrayış biçimleri arasında kolaylıkla manipule edilebilirsiniz.

Hindistan’da aynı üniversitede bulunduğumuz uzun saçlı, küpeli bir arkadaşımın Afganistanlı olduğunu öğrendiğimde, onun Taliban rejiminden kaçtığını, Hindistan’da eğitim alarak, rahat ettiğini düşünmüştüm. Çünkü üniversite bu tarz bir çok İranlı öğrenciyi barındırıyordu. Yaptığım kısa sohbetlerde ise peşin yargılarım allak bullak oluyordu. Afganistan’da demokrasi olduğunu, Taliban’ın sadece bir bölgede kuvvetli olduğunu geri kalan kısımlarda yaşayan insanların bu baskılardan bihaber olduğunu, onun ülkesini sevdiğini ve ülkesinde de kılık kıyafetiyle gayet rahat yaşadığını anlatıyordu. Fakat, … diye düğümlenip kalıyordum.  …Evet belki de Afganistan’da yaşayan insanlara acıyarak bakılmamalıydı, ne de olsa hayat her yerde bir şekilde tatlıydı… Fakat yine de bu bilginin üstüne özgür yaşam var diye Afganistan’a gidileceğini hiç sanmam.

Yine Hindistan’da, yaklaşık 15 yıldır Türkiye’ye uğramamış, orta yaşı biraz geçkin Türkiyeli bir tatilci arkadaşla sohbet ederken, Türkiye’de alkol tüketimi ile ilgili düzenlemeye 24 yaş kriterinin de eklendiğinden bahsettiğimde gözünden yaş gelecek gibi oldu. Atatürkçü olduğunu sandığım arkadaşa göre korkulan, işte olmuştu. Ona, 15 yıl dışarıda olduğu için, kendi nazarında eski ile yeni arasındaki bağ aşikardı. Oysa bizler burada her geçen gün değişen gündemlerle başka bir bilince evrilmiştik. Bu arada, Atatürkçü dediysem de bu uzun süreçte Atatürkçü olmanın anlamının da değiştiğini kaydetmek gerekir.

22 Ağustos’tan itibaren “güvenli internet” sloganıyla, bugüne kadar kaçak maçak kullanılan internete son geliyor. Bugün itibarıyla medya, sorunu internetin ölümü olarak lanse ediyor. Ancak 22 ağustosa kadar dönüştürülecek olan bilinçlerimiz, bize bu yasağı normalleştirecek. Bahse var mısın? Yoksa pornocu musun?!

Avrupa’da ise şöyle ilginç bir gelişme var.  Avrupa Birliği özel telefon konuşmaları, internet bağlantıları ve elektronik postanın telekomünikasyon şirketleri tarafından arşivlenmesini istiyor. Gerekçelerin başında terör geliyor. Ayrıntıya girilince böyle bir uygulamanın uyuşturucu şebekelerini de ortaya çıkaracağını, yaşlıları dolandıranların arttığını, bu yönde çok şikayet geldiğini, bu yolla bunun da önleneceğini söylüyor. Hatta ikna olmayanlar hala varsa, pedofilin düşünülmesini istiyor. Bu uygulama ile pedofil kalmayacakmış, … Bunca sözden sonra hala ikna olmayan kalmamalı ama nedense Avrupa Birliği ülkeleri bu öneriyi kabul etmiyor. Timsah gözyaşı bilinçli kitlelere işlemiyor… Terörist de dense, dolandırıcı da, pedofil de dense…

Mısır’da demokrasi var. Mübarek büyük olasılıkla demokrasiden prim yapıyordu. Kaddafi ise en azından daha dürüst… Ülkede demokrasi olduğu iddiasında değil, otokrasi var. Libyalılar demokrasi istiyor ama Mısırlıların işi daha zor. Bir ülkede demokrasi zaten varsa demokrasi nasıl istenebilir ki? Ve bir ülkede demokrasi varsa Mübarek nasıl oluyor da 30 yıldır iktidarda olabiliyor? Seçim dense seçim var, parlamento dense, o da var.

Tayyip Erdoğan 9 yıldır iktidarda… Açıklanan son vizyonla, (her ne kadar kendi partisinin vekil adaylarından –ki özellikle seçilmemiş olanlara yönelik yaptığı konuşmada, bir sonraki dönem bırakacağını söyleyip salondaki çoğunluğu gözyaşlarına boğmuşsa da,) 12 yıl daha iktidarda kalmanın hesabını yapıyor? Ne de olsa herkes 5 sene sonra “git artık” dese de, “talepleri kıramadım” diyerek koltuğu bırakmayanlara aşinayız. Yani etti mi toplamda 21 yıl. Hiç bir demokratik ülkede 20 yıl iktidarda kalınmaz ve hatta demokratik ülkeler artık, yeşil ilkelerde de olan rotasyonu konuşuyor. İleri demokrasilerde bir yöneticiden beklenen sistemde onarmalar yaptıktan sonra gönül rahatlığıyla işini bırakabilmesinde ve kendisinden sonra da sistemin işleyebilmesindedir. Bizim başbakan ise sistemi kendisine bağlayarak gitmesini imkansızlaştırıyor. Fransa’da yaptığı konuşmada azınlıkların güvencesi olarak kendisini gösteriyor. Sistemi değil! Otokrasiye demokrasi süsü veriyor. Mübarek nasıl 30 yıl iktidarda kaldı. İşte böyle böyle..

Böyle böyle… Yani sürekli tezkereler çıkarıp ülkeyi savaş atmosferinde tutup daha fazla yetki alarak, aldığı yetkiyle seçim barajı koyup, kendisi gibi “yeni” oluşan hiç bir partiye izin vermeyerek, koyduğu barajla dışarıda bıraktığı milletvekillerinin de koltuklarını alarak, yine aldığı yetkiyle muhalefette eskinin temsili Chp dışında kimse bırakmayarak, kendisini değişimin tek adresi göstererek böylelikle muhalefeti bile istediği gibi biçimlendirerek, daha başka alternatif yaratılmasına izin vermeyerek ve alternatifleri tek tek yok ederek. Tüm medyayı ve interneti hem tepeden denetimle, hem hukuki ve hem siyasi baskı ve korkularla istediği biçime sokup, toplumu koca bir ilüzyonda tutarak; sürekli yoksullaşan topluma herşeyi süt liman göstererek, imaj makerlardan ve danışmanlardan oluşan koca ekiplerle ve kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyen, emrine amade güç ve statü sahibi desteklerle, kitlelerin bilinçleriyle sürekli oynayarak, değiştirerek, dönüştürerek…

Daha da ilgincini söyleyeyim. Cesar Roma’daki cumhuriyeti yıkıp tekrar nasıl krallık getirdi? “Ben kral değilim!” diye diye… Çılgın projeyle insanların aklına Fatih Sultan Mehmet mi geliyor? Yok efendim haşaa…

Tayyip, Kaddafi, Mübarek …Fark var mı?

Tayyip, Kaddafi mübarek.

Bu yazı 4 Mayıs 2011 tarihinde Yeşil Gazete’de yayımlanmıştır.

Reklamlar
Bu yazı Yeşil Politika içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s