Diktatör Kim


Asyada bir ülkenin yöneticisi ölmüş. “İnsan ölümlü varlık, normaldir” diyemiyoruz. Çünkü insan var, bir de insandan ayrı büyük adamlar var. Bu arkadaş büyük adamlardan…

Haber almak istiyorum, her taraftan gözüme sokulan bu haberle karşılaşıyorum. Politiklik diye artık büyük adamlardan bahsetmeye deniyor.

Diktatör ilan edilmiş bir büyük adam bu. Sanki büyük adam dediğin zaten diktatör demek değilmiş gibi.

Deniyor ki; büyük adamların diktatör olanı var, bir de diktatör olmayanı… İkincisine ne denmesi gerektiği değişiyor. Bazen lider deniyor, bazen başbakan, bazen kral, vs.

Bu mantıkla diktatörün ölümü ardından herkesin sevinmesi gerekiyor ama o ülkede herkes ağlıyor. Aslında korkudan ağlıyorlarmış veya demek ki diktatör değilmiş.

Halkına zulüm uygulayana diktatör denirmiş. Sanki halk babasının malıymış gibi. Zulüm uygulamayan, sevenler de varmış. Ama aynı sakat anlayış orada da vuku buluyor. Yine aynı baba oğul ilişkisi…

Nazizm laneti sonrası Hitler’in Alman toplumu psikanalizinde yarattığı büyük ağabey rolü tartışılmıştı. Hitler, toplumun bilincine büyük ağabey olarak dalmış, herkesin beklediği kişi sonunda gelmişti. Alman toplumu “Yareppim, biz bu kadar muhteşem bir toplumken neden dünya bizim önemimizi farketmiyor?” “Dünya çok kirlendi ve temizlenmesi, kurtarılması gerekiyor ve biz dünyayı kurtarabiliriz.. Ahh bir kurtarıcımız olsa!” derken, buyrunuz, Hitler yavaş yavaş hislere tercüman ola ola geldi. Temizliğe yahudilerden başlayıp, komünistlerle devam etmeye kalktı.

Hitler’in elinde tv yoktu. Olsaydı her işi çok daha kolay olurdu.

Hitler; sinema, radyo ve büyük stadyum kutlamalarındaki konuşmalarıyla toplumun gönlünü fethetti. Ben sizin babanızın oğlu büyük kardeşinizim izlenimi yarattı. Ben sizlerle varım. Beni sizler yarattınız. Bu anlamda siz de benim babamın oğlusunuz. Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var küçük kardeşlerim dedi. Şimdi hepiniz gönlünüzden ne kopuyorsa değil de, maliye bakanımızın az sonra duyuracağı vergilerle mükellefsiniz. Haydi pamuk eller cebe..

İlk dünya savaşından yenik çıkmış Alman toplumunun umudu gönlünün ekmeği, umdu ha, umdu, umdu…

Cepheye asker lazım. Biliyorum ki hepinizden çakı gibi askerler olur. Ülkümüz uğruna ölmek şereftir dedi. Gariban gençler, şeref mi değil mi öldükten ve öldürdükten sonra anladı.

Diktatörlüğün ne olduğunu anlamak için ölüm sonrası ağlamaya veya sevinmeye bakmak değil de toplumun kütle gibi hareket edip etmediğine bakınız. Milyonlar kütle gibi hareket ediyorsa, orada insandan değil de koyundan bahsetmek gerekiyor. İster ağlayarak, ister sevinerek.. Çünkü toplumu oluşturan her birey aynı rüyanın tesirinde demektir.

Bu psikanalitik rüyada, evlerin içine sürekli misafir olan büyük adam kültü, bir yerden sonra ailenin içinde kendisine bir rol kaptığı söylenir. Ya babadır, ya büyük ağabey… Baba sükunetin ve dengenin devamıdır. Ancak baba sayıltısı bir mecaz olduğunu her daim hissettirir çünkü gerçek babanın yerini alamaz. Ağabey ise daha tehlikelidir. Çünkü ağabey coşkuludur, babanın durağanlığına karşı çıkışı simgeler. Hem baba, hem anne ve hem de küçük kardeşlerin gururu olmak üzere yola çıkar. Üstelik mecaz anlamını ortadan kaldırmaya meyillidir.

Kurumlaşmış denge siyasetindeki çağdaş devlet anlayışı bunların topunu birden diktatör ilan ederdi eskiden. Demokrasi güya bu kavrayışlara karşıtken, zamane silah endüstrisinden beslenen emperyalizm, bu düşünceleri manipule edecek kadar kapsamlı, incelikli davranabiliyor. Yeniden düşmanlar yaratılmaya ve neredeyse doğaüstü güçlerle donanmış, karizmatik liderlerden bahsedilmeye başlandı. Gelişmiş bürokratik devletlerde bile lider sultaları başladı. Hepsi de birbirini diktatörlükle suçluyor.

Türkiye hakkında ayrıca söz söylemeye gerek yok herhalde. Tüm medya tek kanaldan, her gün aynı dizinin devamını izliyor ve alternatif her rüya, hain ilan ediliyorken…

Ama daha acayipi şu.

Üç çocuk yapın deniyor ve utanmadan, sırıtarak birisinin de devlete ait olduğundan bahsediliyor ya hani…

Buradaki psikanalitik rüyanın anlamı ne? Hangi gelecek tahayyülüyle, nasıl bir “şimdi” inşa ediyorlar?

Muhabbetle…

Bu yazı 21.12.2011 tarihinde Yeşil Gazete’de yayımlanmıştır.

Reklamlar
Bu yazı Yeşil Politika içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s