Kültürel demir perde


Türkiye’de sorsan herkes ırkçılık karşıtıdır. Buna karşılık arkadaş sohbetlerinde Kürt sorununa dair ne zaman iki çift laf etsem, meseleyi “yalnızca kültürel” ele aldığım eleştirisi geliyor. Bakın ne söylüyorum da bu eleştiri geliyor.

Beyefendi geçmiş karşıma, giymiş Lacoste t-shirtü, Converse ayakkabıyı, ağzında hamburger, Türkçe, kendisine Kürt diyor. Ben de ona “sen Kürt değilsin. Kürt diye, Güney’in “Yol” filmindeki gibi, dağlarda özgürce at binen insana denir” diyorum. Kızıyorum, çünkü bence o halde kendisini “Kürt” olarak tanımlayan kişi nefret suçu işlenmesine veya şiddete ön ayak olur.

Bir de Türkiye’de kendisini Türk diye tanımlayanlar var –ki göyya fena sevdalılar bu işe… Onlara da “madem bu kadar Türk sevicisisin sayıları gittikçe azalan ve “Yüce Türk Devleti”nin yok saydığı Sarıkeçililer’e veya yörüklere katıl” diyorum. “Hiç olmadı, varolma mücadelesi veren bu gruplara bir desteğini görelim.” Yine de bu ikinci grup biraz daha haklı. En azından Türkçe konuşuyorlar ama bence, bunlar da şiddete ön ayak oluyor.

Malesef ırkçılığın-milliyetçiliğin ya da dönüştürüldüğü yeni anlamıyla etnisitenin ne kadar tehlikeli olabileceğini çağdaş batı dünyası 2. Dünya savaşı sonrası farkedip, önce bilimsel sonra entelektüel zeminde kültür kavramını öne çıkarıp, eski kavrayışları çöpe attıysa da; bizim tarih bilgimiz 1938’de son bulduğundan bu kavrayışlardan bihaberiz. Çağdaş dünya, ırkçılığı veya milliyetçiliği nefret suçu sayıp yasaklamış durumda. Biz ise sade FİFA maçlarında karşılaştığımız bu kavrayışı malesef götümüzden anlıyoruz.

Sanıyoruz ki dünya üzerinde ırklar veya milletler var. …Var ama, birbirimizin ırk veya milletine karşı hoşgörülü olmalıymış-mışız.

Hayır efendim öyle değil!

Meseleye ırk veya millet temelli bakmanın kendisidir ırkçılık. Eğer bu perspektifle bakarsan, ne kadar hoşgörülü olursan ol, kaçınılmaz olarak şiddeti çağırırsın. Milliyetçilik, dünya tarihinde, din üzerinden yaratılan şiddet ve sömürüye karşı çıkmak üzere 18. yy’da ortaya çıkarken, 20. yy ortasına kadar en kanlı savaşlara da sebep olmaktan geri duramadı. Bu sebeple kültür kavramı ortaya çıktı. Tabi bu ortaya çıkış, politik veya barışa hizmet etsin diye değil, bilimsel gelişmeler sebebiyle oldu ve içselleştirildi. O zamandan bu zamana kadarki veriler de bu kavramı doğruluyor. Çünkü bir Fransız geni ile bir Aborijin’in geni arasında fark yok! Ama Fransız kültürü ile Aborijin kültürü birbirinden ne kadar da farklı…

Bizde ise kültür sözcüğü ırk (kan) sayıltısının yanına iliştirilmiş ikinci hatta üçüncü dereceden önemli olan bir süsmüş gibi algılanıyor.  Oysa…

Kültür herşeydir ve kültürsüz insan yoktur. Yani yaygın kullanımıyla üniversite bitiren veya çok okumuş insana kültürlü denmez. Varoştaki ameleden, cemaatteki mümine, üniversite hocasından, rock yıldızına kadar herkes, kişi olarak kültürlüdür. Topluluk olarak ise kültürleri birbirinden, başta dil olmak üzere, giyim-kuşam, yeme-içme adetleri, oyunları, edebiyat-müzik-dans gibi sanatsal faaliyetleri ve her türlü simgeleri ile ayırt edebiliriz.

Kültürün ırksal kavrayışlardan en önemli farkı ise kültür öğrenilir. Anne babadan kanla devralınmaz. Ama anne-babadan öğrenilir. Bu sebeple çok iyi horon tepmeye meyilli bir Karadenizli, Brezilya’da doğsaydı çok iyi samba yapardı. Bu bir varsayım değil, net bir gerçeklik.

Yakın tarihlere kadar Kürt demek bile yasaktı. Buna karşılık Kürt sözcüğüne izin çıktığından beridir bu sözcüğü ırkçı veya milliyetçi Türk kavrayışının yanına, eş kavrayışla getirerek kaçınılmaz şiddetin de önünü açtığımızı anlamalıyız. İki ırkçı aynı ipte oynayamaz.

Bu yazıyı neden yazıyorum?

Çünkü Türkiye’de milliyetçi olmakla matah bir şey yaptığını düşünen ve bence şu an yaşanan şiddetin esas sebebi olan Türk milliyetçisi güruhları zaten geçtim, sol ve yeşil gruplarda bile Kürt sözcüğü benzer bir sayıltıyla kullanılıyor. Bir solcu veya yeşil, örneğin “Kürt kökenli” diye bir laf kullanamaz. Kullanmamalıdır.

Bu sebeple kültür kavramını ön plana çıkarmalı ve tek başına “Türkler” veya “Kürtler” demekten bile kaçınmalı, yada dikkatli davranıp bu sözcüklerle Türk Kültürünü veya Kürt Kültürünü işaret ettiğimizi her fırsatta açıklamalıyız. Çünkü Türkçe, kültür kavramına dilbilimsel olarak da çok uzak ve ne yazık ki çözüm sağlayamayacak sığlıkta. Örneğin İngilizce’de “French” sözcüğü Türkçe anlamıyla ikiye bölünmektedir. Bir tarafta kan sayıltısından hareket eden ve ırka işaret eden “Fransız” anlamına gelmekte, diğer yandan “Fransızca” dilini temsil etmektedir. Oysa İngiliz için bu sözcük, “Fransızca konuşan insan”ı göstermekte, ırk değil kültür farkını ön plana çıkarmaktadır.

Dolayısıyla Türk’ten, öncelikle “Türkçe konuşan insan”ı; Kürt’ten, “Kürtçe konuşan insan”ı, Laz’dan “Lazca konuşan insan”ı, Abhaz’dan “Abhazca konuşan insan”ı anlamaya başlayana kadar Türkiye toplumunun önünde uzun ve çetrefilli bir iletişim sorunu var. Eğer böyle anlarsak Anadolu kültürlerinin nasıl da hızla yok olduğunu daha net görebiliriz. Düşünün; Süryanice bilmeyen bir Süryani ne demektir? Veya böyle bir olgu var olabilir mi? Ya da Türkiye’deki Kürtler’in sayısını 25 milyon gösterenlere karşılık şöyle söylüyorum. Türkiye’de Kürtler’in hakları Kürt nüfus çok olduğu için değil, aksine çok az kaldığı için anayasal güvence altına alınmalıdır. Bu da  Kürt kültürüne jest olsun diye değil, devletin Türkiye’de yaşayan tüm kültürlerin varlığını koruması, hatta gelişmesine gerekli katkıyı sağlaması için yapılmalıdır.

Türkiye’de kritik bir dönemden geçiyoruz. Her politik grup, bugüne kadarki ezberlerini bir tarafa bırakıp, barış söylemini yeniden yapılandırmalı.

Yaşadığımız dünya hızla değişiyor. AkP iktidarı Türkiye’nin demir perdesini, küresel sermayenin yararına olacak şekilde olsa da kırdı. Ancak önümüzde devasa bir kültürel demir perde var. İktidar bu konuda kılını kıpırdatmıyor. Yeni dünya tektipleşmeye meylederken, hiç bir kültürün diğerinden üstün olduğu sayıltısına izin vermeyecek sağ duyuya da sahip. Küresel köye dönüşen yeni dünyada her kültür diğerleriyle iletişim halinde. Çokkültürlü ve geniş bir coğrafyaya sahip Türkiye ise, çokkültürlü dünyaya ayak uydurabilmesi için öncelikle kendisiyle barışmalı ve yeni anayasada milli-ırki-etnik tanımlamalardan hem uzaklaşmalı, hem de çokkültürlülüğün gelişip serpilmesine olanak sağlayacak önlemleri almakla yükümlü hale gelmelidir.

Yaşadığımız dünyada hiç kimse kendisini yalnızca tek bir kültürle tanımlayamaz. Bu ülkede yaşayan hiçbir yurttaşın da kendisini tek kültürle tanımlayamayacağını için için bildiğinden eminim. Sosyal medyada tüm dünyaca değişik varyasyonlarla paylaşılan aşağıdaki metni anarak kapatıyorum.

Your car is Japanese. Your Vodka is Russian. Your pizza is Italian. Your kebab is Turkish. Your democracy is Greek. Your coffee is Brazilian. Your movies are American. Your beers are German. Your shirt is Indian. Your oil is Saudi Arabian. Your electronics are Chinese. Your numbers -Arabic, your letters -Latin. And you complain that your neighbour is an immigrant? Pull yourself together! like if you’re against racism.

Muhabbetle…

Bu yazı 12.11.2011 tarihinde Yeşil Gazete’de yayımlanmıştır.

Reklamlar
Bu yazı Yeşil Politika içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Kültürel demir perde

  1. Geri bildirim: Kültürel demir perde – II | Modernwish

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s