Festival Habercisi – 8 , Back To Nature -2 / Zoi Salamander


Bu yazı 9 Ekim tarihinde Yeşil Gazete’de yayımlanmıştır.  

Psy kültürünün içinde farklı olan; sanatsal faaliyetler. Herkesin, o an sadece eğlenmek için değil, bunun dışında da birbirleri arasında etkinlikler harici iyi iletişim içinde olmaları, duruma göre de örneğin dışa dönuk herhangi bir durumda muhafazakar hareket edip sahiplenmeleri bile psy kültürünün disko camiasından farklı olmasını sağlıyor.
Baktığın zaman müzik altyapıları da farklı tarz müziklerden geliyor. Zaten club camiasının yok olma sebeplerinden en önemlileri; içlerinde böyle iletişim ve etkinlikler kuramamaları ve yeni gelen jenerasyona bunu doğru şekilde aşılıyamamalarıdır. Bu durum onları köreltti…
DJ. Jashmed Sharraf
…FOÇA DA, FOÇA ….
Back to Nature -2
Bazı festival takipçileri için olmazsa olmaz bir festival adresi haline gelen eski Foça’ ya, yazın son güneşli günlerini yakalama umuduyla, kamp tipi barınma ekipmanlarını yüklenen 150 kadar katılımcı, kendilerini birbirlerinden farklı günlerde müzik, dans, deniz ve vecd harmanının kucağına bıraktı. Ulaşım için kullandıkları araçlar çeşitliydi. Kimi yörede çalışan otobüslerle kimi özel otosu, karavanı, motosikleti yada otostop yaparak festival alanına sıcak bir sevinç, şen bir telaş, bazılarıysa yorgun, uykusuz buna karşılık umutlu yüzlerle üçer beşer gelmiş çadırlarını kurmuşlardı. Eski Foça merkezinden yeni Foça’ya doğru giderken 6-7. kilometredeki 500 adımlık sahiliyle, bir vadiyi anımsatan Mersinaki-4 Koyu beşinci kez ev sahipliği yapıyordu Psy- Trance dinleyicilerine.Ulaşım, konaklama ve diğer konularla ilgili bağlantıya geçtiğiniz anda festival yetkililerinin sıcak açıklamalarıyla, dostça değerlerin ön planda olduğu bir camia ile kaynaşmak üzere olduğunuzu sezinliyorsunuz ve kamp alanına adım atmadan eğlenmeye başlıyorsunuz.
Etkinliğin, otoyola dolayısıyla kent merkezine yakınlığı genelde böylesi etkinliklerin tadını azaltır, ancak bu koy için pek öyle gözükmüyor. Birkaç yıldır tekrarlandığından yöre halkı olsun, ilgili kurumlar olsun alışmak bir yana festival tecrübesi edinmişler diyebiliriz. Toprak üzerinde gezinenleri benimsemişler.
Kumsal
Festival alanında, deniz neşeli şıpırtısını bonkörce saçıyor çevreye ve ılık rengarenk samimi bir Aura çepeçevre kuşatıyor sizi. Koy girişinde çoğu diğer festivalde rast geldiğiniz esir kamplarının biricik alameti, bir nizamiye ile karşılaşmadan içeri süzülüyor, insanlarla tanışmaya-kaynaşmaya başlıyorsunuz. Çadırınızı kurduktan, ilk keyifli saatleri yaşadıktan sonra ne yaptığını bilen biri yanınıza kadar gelip, kayıt ve bilet işlemleri ile zaman harcamaya uygun iseniz yani ‘daha sonra’’ demezseniz sizinle görüşüyor. Hiç bir sponsor desteği olmadan kotarılan etkinliğe 50 TL ödeme yaparak “destek” olabiliyorsunuz.
Renkli kostümlere, rasta örgülü saçlara aşina birkaç insanın işlettiği büfe lokanta karışımı bir tesisten sıcak, soğuk, alkollü, alkolsüz içecekler; günün menüsü, özel sipariş fast-food yada sulu yemekler, meyve, çerez edinmeniz mümkün, yanınızda malzeme getirip ateşte, gaz ocağında kendi yemeğinizi hazırlamanıza bir itiraz eden de yok elbet. Hatta tesis ilgilileri, serin yerde saklamak gereken malzemeleriniz için bir soğutucu depo bile tahsis etmiş.
Bir hafta sürmesi planlanan etkinliğe internet üzerinden yapılan duyurularda isteyenlerin erken de gelebileceği “sohbetin-muhabbetin” tesisata, sisteme bağlı kalmaksızın başladığı bildirilmişti. Bu sene zaten ilk 4 günün çeşitli workshoplar, meditatif bazı uygulamalarla geçirileceği, kalan 3 gün normal ses sistemi ile “tam gaz” devam edeceği duyurulmuştu. Fakat katılımcılar gündüzleri deniz, kum, güneş, geceleri sohbet, yıldızlar, içki, şifalı bitki çayları, kamp ateşi çevresinde sigaralarını tüttürmeyi veya patates közlemeyi seçtiklerinden, pek planlandığı gibi olmadı. Ama, bana kalırsa “planların”; Psy –Trance kültürü içinde, okyanusun dibindeki bir gemi enkazı kadar yer bulmasının, bu kültürün en çok spontane yüzleşmelerle ışık saçabilmesi için lazım gelen puslu haritaları gün yüzüne çıkaracak maharetli eli kolayca seçebilmeyi mümkün kılacağını anlamamak bir kayıp olacaktır. Ne hoş ki, Back To Nature’ü organize eden Mind Manifest kadrosuda gerek geçmiş festival deneyimleri gerekse kişisel meziyetleri ile festival boyunca azalmayan kondüsyonlarıyla aksiliklerin tad kaçırmasına, “doğaya gülüşü” zora sokacak pürüzlerin yüzleri ekşitmemesi adına, üstesinden gelmedik pek bir engel bırakmadılar.
Sahnenin, festivalin kalbi olarak güp güp attığı, elbette ki güneş battıktan, yıldızlar ortaya çıktıktan, müzik artık doğrudan kanınıza karışmaya başladıktan sonra anlaşılıyor. Çevresinde dolaşırken ya da içinden diğer yöne ilerlerken güp güp’lerin sıcaklığı sizi ısıtıyor ancak sahnede sıcaklığın direk kendisi, ondan bir parça olmadan öylece durabilmek gerçekten zor; dans etmeye başlıyorsunuz ve baslar, looplar, bazısını bir yerlerden başka türlü anımsadığınız sample’ların içinde varoluşunuzun size armağan ettiği hazinenin pırıltısına yelken açıyorsunuz.
Artık bazen ateşten dalgaların ihtişamıyla, bazen başka bir boyuttaki buz dağlarının üzerindeki beyaz ayılarla yada adı sanı belirsiz diyarlarda göklerde rengarenk saçaklarıyla devinen ejderhalarla rastlaşmanız olası. Olurda bu astral hazza bir mola vermek gelirde aklınıza çadırların arasında bir tura çıkarsanız; karavan ışıkları, kamp ateşleri başında aynı ritimle küçük sallanmaların da etkisiyle, insanların ne kadar çok birbirine benzediğini fark edip, “dünyada neden bunca anlaşmazlık ve savaş var.” diye depresyona girmenizi çoğunlukla karanlıklar içinden bir selam veya bir ateş başı daveti alıkoyuveriyor. Yaklaşır ve yerinizde durabilirseniz size geldiği yerden getirdiği bir içkiyi, bir bitki çayını, közden yeni çıkarılmış bir patatesi uzatıyor birisi. Bir sessizlik sonlanıyor, bir muhabbet başlıyor…Uzak doğuda zen keşişleri “parti her yerde” manasına gelen bir cümle sarf ederler, zıtlıkları kovalama derdine bir çare bulamadığım zihnim, “her yerde olabilen hiçbir yerde olmayabilir’’ diye kurar genelde ama aynı kovandaki arılar gibi denizden esen yel, kesilmeyen müzik; azalmayan her bir başka dj ile ayrı tadlara bürünen ritm, karanlıklar içinden arada kopan kahkahalar bunu orada mümkün kılmıyor, o an.
Dj Nirmal (Scotland)
Başka yerleri bilemiyorum ama ben tam ortasındaydım partinin, biz tam ortasındaydık partinin… Festivale İstanbul’dan katılan Alp Döşeyenler; “aşk, sevgi ve dostluğun sanrılarla buluşması’’ dedi Back To Nature-2 için. Hem de uzun bir özlem sonrası gerçekleşen bir buluşma sanki, ertelemelerin küf kokularından arınmanın huzuru ile sarhoş sanki… Bazı kimselerin hemen önce bir başka festivalden, Fethiye’deki Psyfiles – 2’den çıkıp geleceğini bildiğimden ekstra mutlu yüz aradım çevrede, ancak bilet fiyatları ve bazı psy trance alışkanlıklarına aykırı gelecek talihsizlerden ötürü o yüzlere pek denk gelemedim. Denizli’den gelen Bilkan Pişkin; “Katrancı koyunun hoş bir yer seçimi olduğunu ancak bazı günübirlik piknikçilerin Psyfiles’a gölge düşürdüğünden bahsetti. Eski Foça Mersinaki-4 koyundaki Mind Manifest etkinliği içinse “belki daha az dark, daha çok psytrance daha leziz olurdu’’şeklinde görüşlerini paylaştı bizimle. Geçici de olsa kendi eğlenceli renklerine boyuyor festivaller kumsalları, vadileri… Dünyanın bunca karmaşasında asık suratlı politikacıların bin yıllık yanlışlarını devam ettirmekteki inatçı tutumlarına bir tenefüs arıyor insan; İzmir’den Kristal Güngörün; “tüm gri elbiselerimizi yırttık, üzerimize zorla giydirilen ve hiç de yakışmayan bu ciddiyet kostümünü istemiyoruz artık!!! Ruhumuzun renkleri, özgürleştikçe parlıyor’’ diye özetliyor. Bizi özgürlüğün parıltısına çağırıyor. Her anınızın bir festival coşkusu içinde geçmesi dileğiyle….
Reklamlar
Bu yazı Festivall, Yeşil Politika içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Festival Habercisi – 8 , Back To Nature -2 / Zoi Salamander

  1. Anonim dedi ki:

    Allah büyüktür

  2. Anonim dedi ki:

    alp döşeyen’ler .Yaptıklarının cezasını çekeceksin

  3. Anonim dedi ki:

    Bizim nazarımızda silahlı terör neyse uyuşturucu terörü de o’dur” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, devletin uyuşturucuyla mücadele hususunda yaptığı pek çok çalışmanın olduğunu belirterek, “Ancak, son günlerde basın-yayın organlarına yansıyan, hatta kendimizin de yol kenarlarında bizzat şahit olduğu yürek yakıcı manzaralar, bu konularda hâlen eksiklerimizin olduğunu gösteriyor. Kaldırım köşelerinde veya sokak ortasına kendinden geçmiş bir şekilde bulunan gençler, sadece devlete değil, hepimize ciddi sorumluluk yüklüyor. Her ne kadar Avrupa ülkelerinin çok çok altında da olsa, bizim milletçe bu yarayı daha fazla büyümeden, kangrene dönüşmeden tedavi etmemiz gerekiyor. Bunun yolu da aile, okul, üniversite, medya ve sivil toplum olarak el birliği içinde, dayanışma içinde meseleye eğilmemizden geçiyor” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin 80 milyon olarak büyük bir aile olduğunu da sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür sorunların çözüme kavuşturulmasında da bir aile gibi hareket edilmesi gerektiğini söyledi.

    “MİLLÎ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZLE TEÇHİZ EDİLMİŞ, ÖZGÜVEN SAHİBİ GENÇLİK YETİŞTİRMELİYİZ”

    Bu ülkenin gençlerini ne Kandil’deki ve Pensilvanya’daki terör baronlarına ne de uyuşturucu terörüne asla feda etmeyeceklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Gençlerimizin eline silah vererek, bedenine uyuşturucu zerk ederek, zihinlerini iğfal ederek geleceğimize kast edenlere göz yummayacağız. Bunun yolu, millî ve manevi değerlerimizle teçhiz edilmiş, kendini bilen, özgüven sahibi bir gençlik yetiştirmekten geçiyor. Bize, sokak köşelerinde, dağ başlarında hayatlarını söndüren değil, ömrünü bu ülke ve millet için vakfeden gençler lazım. Bu konuda özellikle sivil toplum kuruluşlarımıza önemli görevler düşüyor. Terör örgütlerine de, uyuşturucuya da kaptırdığımız her gencimizde, devletle birlikte sivil toplum kuruluşlarımızın da mesuliyeti olduğuna inanıyorum.”

    “FETÖ İHANET ÇETESİ MENSUPLARI KENDİLERİNİ BEKLEYEN ACI AKIBETTEN KURTULAMAYACAK”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yıl önce, 15 Temmuz gecesi Türkiye’nin, tarihinin en büyük felaketlerinden birinin eşiğinden döndüğünü dile getirdi.

    FETÖ ihanet çetesi mensupları tarafından başlatılan darbe girişiminin, milletin feraseti ve cesareti sayesinde başarısızlığa uğratıldığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin bir daha böyle bir musibetle karşı karşıya kalmaması için, öncelikle bu ihanet çetesi mensuplarının hak ettiği cezaları mutlaka almalarını sağlamalıyız. Dikkat ediniz, bu ihanet çetesine mensup olup da, yaptıkların için nedamet getiren, samimi pişmanlık duyan, neredeyse kimse yoktur. Bu durum, sergiledikleri tüm ihanetleri, işledikleri tüm cinayetleri, yaptıkları tüm haksızlıkları taammüden gerçekleştirdiklerini gösteriyor. Mahkemelerdeki şovları, cesaretlerinden değil, dünyevi gözlerinin de, kalp gözlerinin de kararmış olmasından kaynaklanıyor. Pervasızlıkları, kaybedecek bir şeyi kalmamış insanların psikolojisini yansıtıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar, kendilerini bekleyen acı akıbetten kurtulamayacaklar. Türkiye, onların tüm dünyada propagandasını yaptıklarının aksine, bir hukuk devleti olduğu için, böyle davranabiliyorlar.”

    “BEKA MÜCADELESİ VERDİĞİMİZ KRİTİK DÖNEMDE, STK’LARIN YÜKÜMÜZE OMUZ VERMESİNİ BEKLİYORUM”

    “Kendi hallerine bıraksak, milletimiz bunları sokakta tükürüğüyle boğar” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu süreçte bizlere düşen görev, milletimize olan borcumuzu ödemek için, bu hainlere hiçbir yerde ve hiçbir şekilde fırsat vermemektir. Cumhurbaşkanı olarak, Külliyeden görevlendirdiğim arkadaşlarım, şahsi avukatlarım ve ilgili bakanlıklarımız aracılığıyla mahkemeleri günü gününe takip ediyorum. Şimdi bir adli tatil başlıyor, dolayısıyla Eylül-Ekim’e kadar bir boşluk var, ondan sonra tekrar yargı görevini bu noktada sürdürecek. Sivil toplum kuruluşlarımızın yöneticileri olarak sizlerden de, mahkemelerde hazır bulunmanızı özellikle rica ediyorum. Bunları takip etmelisiniz. Ve bu onların şovlarına fırsat vermeyecek. Şehit yakınlarımıza ve gazilerimize moral vermek, aynı zamanda meydanı bu alçaklara bırakmamak için, süreç tamamlanana kadar mahkemeleri hem fiziki olarak hem de işlemler açısından çok yakından takip etmelisiniz. Gördüğümüz eksiklikleri, aksaklıkları, yapacağımız katkıları Adalet Bakanlığımıza ve diğer ilgili arkadaşlarımıza bildirmenizi rica ediyorum. Cumhurbaşkanlığında Devlet Denetleme Kurulunu tamamıyla bu işle görevlendirmiş bulunuyorum. Devlet Denetleme Kurulunun dışında da ayrıca yine görevlendirdiğim arkadaşlarım var. Başdanışmanlarım, onlar İstanbul ve Ankara’yı kendi aralarında paylaşmış durumdalar ve orada da yargının devam eden sürecini takip ediyorlar. Bu bizim, 15 Temmuz şehitlerimiz ve gazilerimiz başta olmak üzere, milletimize karşı borcumuzdur” diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, içerde ve dışarda beka mücadelesi verilen bu kritik dönemde, sivil toplum kuruluşlarının yüklerine omuz vermelerini beklediklerini vurguladı. HABER-FOTO: CUMHURBAŞKANLIĞI BASIN MERKEZİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s